Bir Yudum Öss

27 Haziran 2010 Pazar


Öss genci böyle trajedik bir olayla sadece kendisinin karşılaştıgını sanan bir varlığa dönüşür. Bu olay öyle yıkıcı gelir ki ona sanki bu olay bitince her şey bitiyor gibi gelir ona. Acımasızlığın içinde ki kurbandır artık o(ya da kendini öyle görür). Savaşmak zordur. Çeldirici öyle çok şey vardır ki...

Zaman ilerler konular birer birer bitmeye başlar. Vatandaşımız artık olayın içindedir. Sosyal hayatı sıfırlanmış kendini soyutlamaya çalışmaktadır. Artık o bir kahraman olmalıdır kendi içinde. Öyle olması gerekir. Çünkü ailesi para vermiş dershaneye göndermiştir onu. Çalışmalı adam olmalı aileside benim çocugum abızıttın üniversitesinde cumburlop bölümünde diyerekten döşünü kabartmalıdır. Günler günleri günler ise öss gününü yaklaştırdıkça psikolojisi bozulmaktadır. Sivilceler artık dostu olmaya başlamıştır. Aynaya pek bakmaz. Her şeyi ertelemeye başlar. Hayatını ertelediği gibi. Bir bardak çay içerken bile o yük sırtındadır. Rahat olamaz. Gün geçtikçe omuzlar çökmeye başlar. Çantanın takıldığı yerler iz olmaya başlar...

Döşünü kabartmak isteyen veli (kötü niyeti yok aslında oda çocugunun iyi yerlere gelmesini ister her ebevyn gibi...) artık oda o yarışın içinde sanar kendini ve oda strese girer. Zavallı çocugun üstüne gider. Bitmiş ve bitap haldeki çocuga yüklenir. Çocugun huzurlu olduğu yer artık yavaş yavaş dershanesi olmaya başlar. Okuldan kopmak ister evi dershane olsun ister. Orda yatmak eve hiç gitmemek ister. Artık olgunlaşma aşamasına ya da yok olma aşamasındadır. Eğer içindeki güç yeterse yola devam eder. Fakat kimileri buralarda kopar...

Yola devam edenler için henüz yarış yeni başlar. Sorunlar hiç bitmicekmiş gibi çözemiceği sorular hep karşısına çıkıcakmışcasına çırpınır. Yorgundur. Tutuncak birini arar. Fakat karşıdakide bunu aradığı için ikiside tutunumaz. Yıprandıkça yıpranır. Bir mum misali bir fidan erir bir kaç ayda...

O güne artık az kalmıştır. Artık derslerin önemli oldugunu düşünür. Yüklenmek ister fakat bedensel ve ruhsal olarak öylesine yıpranmıştır ki bu yarışa başlarken ki temposuna kavuşamaz. Üzülür yine yıpranır bir yaprak misali. Kurur bahar ile. Dalından düşücekmişcesine sallanır rüzgarda...

Son ay artık arkadaşları öyle değerlidir ki tek sığındığı yaratıklar onlar olmuştur. Öğretmenler artık birer anne baba gibidir. Sıralar yatak ,tahta ise posteri gibidir. Öylesine yıpranmıştır ki herkes artık herkes kan kusmaya başlar. Her fırsatta haykırırlar, bitmesini isterler. Zil çalar ve kuzu kuzu yine sınıflarına giderler. Artık öylesine dengesiz olmuş pisikolojisi her an patlamaya hazır ya da çökmek için sebeb arar olur. Beyni her boşluğa düştüğünde sene başını düşünür. Ne zaman geçti bu zaman der kendi kendine bir nefes alır ve o nefret ettiği hayata geri döner. Artık günler bir yıl gibi geçmektedir fakat ertesi gün dün ne yaptım sorusuna cevap aramaktan kaçınır. Artık konu eksiklerini kapatmaya çalışır. Fakat 1 hafta sonra tekrar unuttuğunu sanar. Artık başaramicağı düşüncesine kapılır. Arkadaşlarıda aynı düşüncededir fakat onlar da dışarıya belli etmemek için kazanıcaz derler. Yalan güzel olmasada burda çok işe yarar. Sararmış kalbinde bir gül açar. Umut bağlar tekrardan. Emeklerini düşünür ve tekrar dener...

Son Hafta gelir. Artık rüzgar öylesine sert eserki daldan düşmesini bekleyemezcesine dalı kırmak ister. Fakat o geçen süre öylesine sert yapmıştır ki onu artık bitiyor diye kendini kandırır. Tutunur o dala. Hayata sarılır tekrar bitiyor der kendi kendine. Artık ders çalışması çok değildir. Anlık telaş yapar ama uzun sürmez o telaş çünkü artık bitiyordur. Zaman az kalmış ve elden bişi gelmiceği kesindir...

Sınav gecesi uyku tutmaz. Yarın hayatıyla oynicagını bilir ve gözlerini kapar. Kalbi öylesine hızlı çarpar ki yastıkta sesini duyar. Ne kadar uyuyamasada sabah olur. Sınav kitapçığı önüne gelir. Stres artık o bitmiş bedende maksimum düzeydedir. Son kez kanat çırpmak için kendini hazırlar. Yaptığı her soruda dünyayı kurtadığını düşünürcesine sevinir. Yapamadığı her soruda hayatı bitmişcesine burkulur. Fakat o anlar geçmek bilmez. Sınav biterken sınavın başını anımsar. Bitmiyen kabusun bittiğini görür. O bitap bedeninde artık gül bahçesi vardır. Savaş bitmiştir. İyiliği kötülüğü önemli değildir artık. İnsan olmayı özlemiştir. Son kez kanat çırpan kuş büyük kuşlar tarafından yuvaya götürülür. Yuvanın sıcaklığını özlediğini anımsar. Sanki yeni bir eve taşınmışcasına odasını tanır. Artık bitmiştir. Yorgunluğu olmasına rağmen yerinde durmak istemez. Ertelediği onca şeyi yapmak ister. Sonra oturur ve düşünür. Sınavı düşünür. Bir yıl boyunca bir sınav için yıprattığı bedenine bakar. Gülümser. Benliğinden kopmuş olmasına rağmen kendine gelmeye çalışır. Annesine sarılır. O artık kahramandır. Çünkü yaptıgı her soruda dünyayı kurtarmıştır...



Yazan ve Derleyen:
Eren UTKU


İlgisiz Karikatür:

Son Kez Seviyorum

26 Nisan 2010 Pazartesi

Hala sesimi duyabiliyorken bağırmak istiyorum.Hala düşünebiliyorken konuşmak istiyorum. Hala onu görebiliyorken haykırmak istiyorum. Hala kalbim atarken onu sevmek istiyorum. Hala koşabiliyorken yanına koşmak istiyorum.Ama yapamıyorum. Sadece yazabiliyorken onu sevdiğimi yazabiliyorum. Bu acı veriyor.

İnsan değişebiliyor. Üzüldükçe
yıpranabiliyor. Ben sadece sevmek istiyorum.
Tüm kalbimle ona sarılmak istiyorum.
Biliyorum çok uzak değil ama
yapamıyorum.İstiyorum ki
beni sevdiğini söylediğigünü hala
unutmadığımı bilsin.Tabii sadece
yazabiliyorum.Ona anlatamıyorum.
Korkuyorum,onu üzmekten korkuyorum.
Korkuyorum, üzülmekten korkuyorum.

Biliyorum. Biliyorum hayata yön verilen bir
noktadayız. O'da bende büyük bir yükün
altındayız. Ben onunla her engeli aşmaya
hazırdım. O ise değildi. Bilmiyorum neden?
Sıkılıyorum soru sormaktan. Belkide korkuyorum cevap alamamaktan? Hala özlüyorum.
Rüyalarımda bile ona sarılamıyorum. Artık o güzel günleri hatırlayamıyorum.Tartışmaları
hatırlıyorum. Birbirimizi üzdüğümüzü hatırlıyorum. Aptalsın diyorum kendime. Gittikçe
zayıf düşüyorum. Artık ne soru,ne de cevap arıyorum. Daha fazla yıpranmaktan korkuyorum...

Artık özlüyorum, sesini özlüyorum , kokusunu özlüyorum, kalbini özlüyorum. İzliyorum.
Sadece izliyorum. Tekrar aşık oluyorum.Onu hatırlıyorum.Şu unuttuğum güzel günleri
hatırlıyorum. Yanında olanlardan olamamak acı veriyor. Aşık olduğum kızın o olduğunu
düşünmek, beni sevdiğini bilmek yeterdi. Acı veren ise beni sevdiğini haykırarak söyleyememek.
Acı veren ise üzüldüğünde elini tutamamak...

Bazen odama gölge düşüyor. Yazıyorum. Onu sevdiğimi yazıyorum. Perdemde lekeler var.
Güneşim parlamıyor. Odam her sabah karanlık. Umudum kayboluyor gün geçtikçe. Artık
bilmiyorum neler oluyor dışarıda. Çünkü çıkmıyorum karanlık diye dışarıya. Uğraşsalar da beni
çıkarmaya iç dünyamdan kapattım kapıları açmayacağım. Bazen yalnızlık insana iyi gelebilir.
Hâtıralar uğramadıkça...

Yunuslar gibi denizi değil; kumsalı istiyorum...Kurduğumuz o hayali hatırlıyorum. Birlikte
maviye doğru gidecektik. Tekrar onunla hayal kurmayı özlüyorum.Bekliyorum, tekrar elimi
tutsun diye...
Ona yazdığım son mektubu da yakıyorum. Belki bir gün diye içimde umut kalmasın.
Elveda bitanem...


Yazan ve Derleyen:
Eren Utku
Bir şarkı olsaydım keşke:

İlgisiz Karikatür

Kararan Beyaz

28 Mart 2009 Cumartesi
Hava gerçekten soğuktu. Yolculuğa çıkalı epey zaman geçmişti. Arabada 4 kişiydik. Annem kardeşim babam ve ben...

Babama ne kadar kaldığını soruyordum ama herzamanki gibi daha var biraz uyu diyordu. Uyuyamıyordum heryer çok beyazdı. Gözlerimi kapattığımda bile heryer çok aydınlıktı. Yol bir dağa doğru yönelmişti. Dağın etrafından dolaşıyorduk ama devamlı yukarıya çıkıyordu yol. Yol dolanmayı bırakmıştı biraz daha düzleşmişti, ileriye baktım ve ileride askerler vardı. Yanlarında tanklar duruyordu. Tanklara yaklaştık ve babam kenara çekti. Askerlerin başıyla biraz konuştu. O zaman ne konuştuklarını bilmiyordum içimden ''heralde sohbet ediyorlardır" diye düşünmüştüm. Şimdi idrak edebiliyordum yolun üstündeki teroristleri temizleyip temizlemediklerini sormuştu. Ben küçüktüm o zamanlar. Bir kartopu yaptım ve beyazların arasındaki diğer beyazlardan daha mat bir metalin üstüne doğru attım. Attığım kartopu düştüğü yerde adeta bir yılan fare yuvasına giden bir yol gibi beyazların arasında gidebildikçe derine gitti. O an fark ettim ki o mat beyaz bir futbol kalesinin çatalıydı. Saçma geldi dağın başında o tek kalenin ne işi vardı ki? Askerlerle birlikte arabanın zincirlerini değiştirmeye başladılar. Sanırım komutan yolun burdan daha fazla donduğunu söylemişti babama. O kaleyi kardeşime gösterdim. O da bir kartopu attı. Oraya gitmeye karar verdik. Dediğim gibi sadece küçük birer çocuktuk! Ayağımı ileriye doğru attım bütün ayağım karın içine gömüldü. Babamlar arkada kalıyordu. Kardeşimin boyu benden küçüktü ve bacağıda benden küçük olmak zorundaydı. Küçüktüm bunu bilemezdim düşünemezdim...düşünemedim.Bir adım daha attım belime kadar kara batmıştım. O kaleye ulaşmalıydım. O sırada babam seslendi. Ama seslenirken bize bakmıyordu ki kardeşimi görmemişti. Arkamı döndüm kardeşim belinden yukarıya kadar kara batmıştı. Babam bilmeden de olsa aklımı başıma getirmişti. Kardeşimi kucakladım ve arabanın yanına gittik. Arabanın zincirleri değişmişti. Tekrar arabaya bindik. Annem babamın yanından ayrılıp arabaya bindi ve sonra babamda bindi. Tekrar yola çıktık. Tanklar tanklar gerçekten çok büyüktü. Keşke onlara binebilseydim...

Biraz uyuyabilmiştim sanırım. Yola devam ediyorduk. Güneşin yerinde çok küçük bir oynama vardı. Çok az uyumuştum. Annem hava koşulları yüzünden 1sn bile uyuyamadı. Korkuyordu yollarda don vardı. Kaza yapmak istemiyordu. 4 kişiydik. Bütün aile arabadaydık. Etraf o kadar beyazdı ki üstüne kar yağmış agaçları artık seçemiyordum. Gözlerim gerçekten yorulmuştu. Arabanın kliması çalışıyordu ama yinede dışarıya baktıkça içim ürperiyordu...O havada dışarda olan insanları düşündüm tekrar üşüdüm. Kardeşim kafasını bacıklarıma koyup uyumuştu bile. Saçlarını okşadım. Tekrar yola baktım. Otobüsler o beyazlığın arasında yol olarak seçilebilen yerin kenarına çekmiş gibiydiler. İnsanlar otobüslerden inmişti. Yaklaştıkça daha fazla araba gördük. Hafif bir yokuş vardı yine dağa gidiyordu ama bu sefer dağın sadece yamacından geçiyordu. Yokuş çok dik değildi ama arabaların çoğu kalmıştı. Otobüsler ise çıkmayı zorlamışlardı ama çoğu kalmıştı. Yolcuları indirmişlerdi. Yolcular yavaş yavaş yürüyorlardı. Zincirleri iyiki değiştirmiştik çünkü bu yokuşta zorlancak gibiydik. Yokuşun başına yaklaşırken insanların yanında geçiyorduk onlara baktım hepsinin gözleri dolmuştu ve bana bakıyorlardı. Hepsini arabaya almak istiyordum. O soğukta yürümek zorundalardı! Korkunç bişiydi. Babam aniden firen yaptı. Yaşlı bi adam arabanın önüne geçmişti. Babam durunca cama doğru yaklaştı. Babama yalvardım onu arabaya alması için. Babam biraz ilerledi, anneminde vicdanı rahat etmemişti sanırım ki camı açtı. Yaşlı adamın sesi çok titriyordu onu arabaya almamız için yalvardı. Donmak üzere olduğunu söyledi. Babamın neden ilk başta karşı geldiğini şimdi anlıyordum o kadar insan içinde sadece onu almak bizi orda linç ettirebilirdi. Kardeşimde annem ve bana katıldı. Babam bu kadar ısrara dayanamadı ve arabaya binmesini söyledi. Kardeşim ortaya kaydı ve sağ taraftan arabaya bindi yaşlı adam. Çok üşümüştü ayakları gerçekten buz tutmuştu. Yokuşu çıktık. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Arabanın içi sıcaktı. Yaşlı adamın ayağındaki buzlar çözülmüştü yer biraz ıslanmıştı. Bize hikayeler anlatıyordu. Kardeşim tekrar kucağıma yatıp uyumuştu. Bende esnedim. Yaşlı adama baktım, yola bakıyordu sanki birşeyler bekliyor gibiydi. Yola baktım farların gösterdiği kadar ileriyi görebiliyordum. Gerçekten çok karanlıktı. Biraz yolu seyrettim. Hiç araba geçmiyordu. Kafamı sola çevirdim cama baktım ve gözlerimi kapattım. Artık etraf beyaz değildi. Uyumuştum...

Hiç kesilmiceğini düşündüğüm bir korna duymaya başladım. Hemen gözlerimi açtım ve yola baktım. Babam kornaya asılıyordu ve araba kontrolden çıktı yolun ortasında dönmeye başladık. Korna sesi kesilmiyordu. Hala dağdan inmemiştik ve yolun diğer tarafı uçurumdu. Uçurumla aramızda sadece bariyerler vardı. Daha hızlı dönmeye başladık ve herşey benim için yavaşladı. Sağ tarafa amcanın oturduğu tarafa baktım. Belki birkaç saniye içinde bariyerlere çarpıcak ve uçurumdan aşşağıya uçucaktık. Elim kendi kapıma gitti. Kapıyı açıp atlamayı düşündüm! Annem kardeşim babam... Ben kurtulcaktım ya onlar? O'nlar olmadan yaşıyabilirmiydim? Sanki zaman durmuştu. Artık korna sesini duymuyordum...Kapıyı açıp atlamak istiyordum ama yapmadım yapamadım. Ailemi bırakamadım onlarsız yaşayamazdım. Elimi kapının kolundan çektim ve zamanın tekrar eski haline döndüğünü belirtircesine bariyerlere çarptık ve tekrar korna sesini duymaya başladım. 5imiz birden sağa doğru kalkan arabayla birlikte kalktık. Araba sola düştü ve eski haline geldi. Sağa baktım. Sonu görünmeyen dipsiz bir karanlık vardı. Ama bariyerler kırılmamıştı. Korna sesi hala geliyordu. 5imiz de hayattaydık sadece küçük yaralar vardı. Babamın neden kornadan elini çekmediğini şimdi anlıyorum; hala yolun karşı şeridindeydik...


Yazan ve derleyen:
Eren Utku


Yazıyla İlgisiz Karikatür

Dost

21 Mart 2009 Cumartesi

Biliyormusunuz bazen kendimi çok kötü hissediyorum. Doğru insanları bulamadığım için , istediğim tür insanları bulamadığım için, hep kötünün iyisiyle idare etmeye çalıştığım için üzülüyorum...

Etrafıma bakıyorum , arkadaşlarım dostlarım var. Ama ortamı kuş bakışı izleyince fark ediyorum ki ağzımdan çıkıcak bir yanlışı arıyor onu kolluyorlar. Ben bunu istemiyorum, istiyorum ki yanlışım olduğu zaman arkadaşım dediğim insan o yanlışımı kapatsın sonra benimle başbaşayken uyarsın. O an herkesin içinde fark ettiği şeyi söylemesin. Sanırım yaşıtlarım bunları idrak edemiyor ya da kişilik meselesi. Çözüm bulmayı denedim; ama hiç bir şekilde olayın bende bitmediğini fark ettim. Onların yanlışlarını kapatmayı denedim belki o fark eder diye...Yinede fark eden olmadı.

"Arkadaş" bulmak gerçekten zormuş. Etrafınıza bi baksanıza çoğu insan böyle değil mi? Bunun sebebi kıskançlık , çekememezlik olabilir mi? bende emin değilim aslına bakarsan. Ya herkes doğruyu yapıyor yanlışı yapan bensem? Bunu nasıl fark etcem bilmiyorum. Hergeçen dakikanın farkındayım. İleride bir gün dönüp baktığımda tekrar bu şeyler için üzülmek istemiyorum fakat ne yapıcam gerçekten bilmiyorum!

Büyüklerime danıştım. "Bu şeylere fazla kafanı takma,derslerin daha önemli" dediler. Teşşekkürler beynim yetiyor derslerimin daha önemli olduğuna ama şuan yaşadıklarım benim geçmişim olucak. Siz bunu idrak edebiliyormusunuz sayın büyükler!


Karmaşa. Tek olan bu, karmaşa. Evet istediğim arkadaş(lar)ım vardı belki , bir şekilde ayrıldık. Uzaklara düştük. Şimdi diyorum ki keşke çocuk olsaydım. Çocukluğumdaki o güzel saf arkadaşlarımla olsaydım. Tekrar mahallelerde bisiklet sürüp, terleyince denize girmek isterdim.Hem o zaman hatarımı söyleselerde bişi olmazdı...

Yazıyı tamamladığımda düşündüm de ben çevremdekilerin istediği bir arkadaş mıyım yoksa kötünün iyisimiyim?...


Yazan ve derleyen;
Eren Utku

Yazıyla Alakasız Karikatür

Güncelleme

20 Mart 2009 Cuma
  • Sitede mevcut karikatürlerin karışlığa sebeb olduğunu düşündüm.Bu yüzden artık her yazımın altına bir karikatür ekliyeceğim. Karikatürlerin yazıyla bir bağlantısı olmicak =)
  • Düzenli olarak yazılarımı sizlerle paylaşmayı hedefliyorum. Umarım bu çabalarım boşa çıkmaz.

Elveda Güneş

18 Mart 2009 Çarşamba

Geniş ve büyük bir caddede yürüyorum.Yalnız değilim sanırım.Etrafımda bir sürü insan var ama hiçbirini tanımıyorum.Yalnızlık aklıma geliyor, müziğin sesini açıyorum. Yanımdan insanlar geçiyor; bilemiyorum nereye gidiyorlar, neler düşünüyorlar; tek bildiğim uzaktan gördüğüm halleri . Güzel ve çirkin kadınlar var, tipsiz ve yakışıklı erkekler var, çiftler var...
Duruyorum ve yukarıya bakıyorum. Havada tek bulut bile yok, gözlüğümü almadığım için üzülüyorum. Tekrar caddeye baktığımda karşıdan ilkokul arkadaşım geliyor. O beni tanımıyor belkide görmüyor ama önünü kesip selam veriyorum biraz ayak üstü muhabbetten sonra eski günlerin anısına bi cafeye oturuyoruz. Bir bira görüşmediğimiz zaman dilimini birbirimize anlatmak için yeterli oldu. Eskisine göre büyümüş ve gözlük takmaya başlamış. Kız durumlarını sordum, sevgilisinin resmini gösterdi. Ona çok şanslı olduğunu söyledim. Bana sordu , ben resmi olmasına karşın çıkarmadım."Yok" dedim sadece. İçten içe sevgilimin dış görünüşüyle sorunlar yaşıyordum. Kişiliğini ,davranışlarını ve sevgisini kimsede bulabilceğimi sanmıyordum ama dış görünüşünü standartlarıma uyduramamıştım. Nerdeyse 7. yılımıza giricektik... İki bira daha içip kalktık. Eve gitmesi gerektiğini söyledi. O büyük caddede ayrıldık ve tekrar yalnızdım. Telefonum çalıyordu. Arayan oydu fakat açmak istemiyordum. Birkez daha gökyüzüne baktım , güneş adeta öc alır gibi gözlerimi yaktı. Yanıma gözlük almadığıma lanet okudum. Telefonun ne zaman susucağını düşünürken şarjımı yeni doldurduğum aklıma geldi. Kafamı dağıtcak birşeyler bulmalıydım. Telefona bakamıyordum. Arayan oysa resmini görmek istemiyordum. Biliyordum ki arayan oydu ama açmadım. Tekrar aradı açmadım ve tekrar ve tekrar...

Artık telefonum çalmıyordu. Etrafımda hoşuma giden pek çok kadın vardı. Onlara baktıkça sevgilimden uzaklaşıyordum. Artık güneş o kadar etkili değildi ve batmak üzereydi. Güneşin batışını izledim. Çok güzeldi. Canım denize girmek istiyordu ,güneşin denizdeki yansıması adeta beni içine çekiyordu...

Eve gelmiştim.Çayın suyunu koydum ve biraz uzandım. Tekrar telefon çalmaya başladı. Arayan okuldan yakın bir arkadaşımdı. Telefonu açtım, karşıdakinin sesi çok heycanlıydı ve açar açmaz nerde oldugumu sordu. Oturmamı sakin olmamı söyledi. Anlamıştım kötü bişi olmuştu ama olan şeyi tahmin edemiyordum. Olanları söyledi silahla kendini intahar ettiğini söyledi. Telefonu daha fazla elimde tutamadım. Yere düştü ama sesini duyamadım. Heryer her şey kararmıştı. Bilincimi kaybetmeden önce son düşündüğüm şey o kız benim yüzümden intahar etmişti. Aramalarının birine cevap versem belki çok farklı olacaktı. Dış görünüşü yüzünden ondan ayrılmak istedim, sadece artık hoşuma gitmiyor diye ondan ayrılmak istemiş ama 7 yıldır onu kendime bağlamıştım;bu hiç aklıma gelmemişti. Sadece kendini düşünen bencil pisliğin tekiydim.


Telefon tekrar çalıyordu. Gözlerimi açmayı denedim, yüzüm karıncalanıyordu. Pisikolojik baskının üstüne çıkan bir acı vardı vucüdumda. Sol elimi sol gözümü yoklamak için kaldırmayı denedim ama acı o kadar kuvvetliydiki sadece elimi görebilceğim kadar kaldırabildim. Elim kanlar içindeydi, çoğu yerinde yanık vardı. Biraz doğruldum ve sağ elimin sağlam olduğunu gördüm. Hemen sağ elimle yüzümü yokladım, sızladı. Cildim buruş buruş gibiydi. Çok sıcaktı herşey suratım kavruluyordu resmen. İleride suyunu koyduğum çaydanlığı gördüm. Sanırım herşey karardığında yere düşerken çaydanlığa tutunmaya çalışmışım. Oda elimi yaktıktan sonra kaynayan su suratıma dökülmüş. Estetik için düşünemedim; çünkü artık yüzüme bakan bir sevgilim yoktu. O benden önce davrandı. Düşündümü acaba tek başıma ne yaparım? Hala arsızım değil mi? ben düşündüm mü ben olmadan o ne yapar diye... Bazı şeyler geri gelebilirdi ama geri dönmicek olan tek şey oydu...



Yazan ve Kurgulayan:
Eren Utku


Yazıyla ilgisiz karikatür

Müziğin Sesi

24 Şubat 2009 Salı

Kendinizi bir otobüste, metroda ya da bir topluluğun içinde varsayın. Etrafınızda birçok insan var ve herbiri farklı şeyler düşünüyor, farklı şeylere bakıyor, farklı şeyler hayal ediyor , farklı şeylere dikkat ediyor. Siz ise onlara dikkat ediyorsunuz. Hangi birinin ne düşündüğünü nasıl tahmin edebilirsiniz? Nerden bilebilirsiniz ki o ne düşünüyor o nasıl bilebilir ki siz neler düşünüyorsunuz?

Daha önce müzik dinleyen birine dikkat ettiniz mi hiç? Dikkat ettiğinizi varsayalım. O müziğin sesini açmadıkça ne dinlediğini bilebilirmisiniz? ya da o müzikten keyif alıp almadığını bilebilirmisiniz? Hangi müziği dinlediğini sadece sesini açarsa bilebilirsiniz. Müziği dinlerken eşlik edip zevk aldığını belli eden mimikler gösterirse işte o zaman onun o müzikten keyif aldığını anlarsınız. İşte düşünme yapısınıda böyle düşünebiliriz. Düşüncelerini merak ettiğiniz kişi müziğin sesini açmassa onun ne düşündüğünü bilemessiniz. Tabi bu yazılanlar siz okuyanlarada geçerli, eğer müziğin sesini açmassanız gizemli biri olursunuz. Düşünceleriniz merak edilir. "Boş konuşanlar" sınıfına alınmazsınız. Belkide müziğin sesini açıp insanlara birşeyler göstermelisinizdir? Belkide bazılarına ne dinlediğinizi gösterip onada öncülük etmelisiniz?
Müziği ne zaman kısıp , ne zaman açıcağınızı bilmek çok mu zor?


Yazan ve derleyen;
Eren Utku


Yazıyla İlgisiz Karikatür

Geleceğe,geçmişe ve bügüne dair

21 Şubat 2009 Cumartesi

Geçmişte yaşayabilirmisiniz?
Ya gelecekte?

Peki siz şuanda yani bügün yaşıyormusunuz? Hep ileriye dönük hayaller , onların için çabalar, onlar için yaşamak...Bu bügün yaşıyorsunuz anlamına mı geliyor? Hayır bu hayal ettiğiniz günlerin hayalinde yaşıyorsunuz anlamına geliyor.Beni yanlış anlamayın sizlere demiyorum ki hedefleriniz için çaba göstermeyin, onların için çalışmayın ; benim kastım şudur ki anın tadını çıkarın.
Zaman ilerledikçe , yaşınız da doğru orantılı olarak ilerliyecek. Siz geçmişinizde , geleceğiniz için yaşadığınıza üzülmemek için, keşke şunuda yapsaydım dememek için anın tadını çıkarın. Hayatınızı yaşayın. İnanın bana böyle daha mutlu olucaksınız. Herşey güzelken bile sorumluklarınızı ihmal etmeyin doğru bir birey olarak yetişin ve yetiştirin. :)

Yazan ve derleyen;
Eren Utku


Yazıyla İlgisiz Karikatür

Bi bakarmısınız?

17 Şubat 2009 Salı

Sizlere bir kaç sorum olucak;
Hiç oturup kendinizle sohbet ettiğiniz oldumu? Kendi sorunlarınızı kendinize anlatıp yine kendinizden cevap aldığınız?
  • Anlamsız mı geliyor bu cümleler size? Hiç bir şey ifade etmiyor mu bu cümleler size? O zaman daha fazla okumadan kapatın sayfayı çünkü bir moronsunuz...
  • ­Ama belkide bu cümlelerin birşeyler ifade ettiği birisi , birileri vardır. Belkide şuan bu satırları okuyordur. Eğer siz oysanız artık dönüş yok. Alt satırları okumalısınız.

Bunu son zamanlarda sık sık yapmaya başladım. Çoğu zaman sohbet konusu kişiler üzerineydi. Bazen insanlar kırılıyor inciniyor hatta yerden kalkcak halleri kalmıyor. Belki birine bağlanmak ona değer verip onu sevmek iyi birşey değildir diyorum içten içe. Neyse konumuza dönelim bir soru sordum kendime; birini daha bu kadar sevebilirmiyim? bu kadar bağlanabilirmiyim? bu kadar fedakarlık yapabilirmiyim? bu kadar güvenebilirmiyim? Her soruşumda hayır cevabı çıktı.Herseferinde. İnsanları incitmek güzel birşey mi sizce? Karşı taraf için unutulmamak ego meselesimi sizce? Belkide hiçbiri belkide hepsi?

Bazen cevap olarak o olsa ne olur o olmasa ne olur cevabı alıyorum. Bu cevap sadece ama sadece avutma cevabıdır. EVET! o olsa çok güzel olur ama olmadığı için HİÇ olmuyor, ne olmuyor? (cevapsız bir soru daha!) Ben kendi sorularıma cevap veremezsem kim vericek benim sorularıma cevap? Ya sizin kendinize sorup cevap alamadığınız sorulara kim(ler) cevap vericek? Yine kendimiz. Kendi benliğimiz. Mumyalanmış düşüncelerimizde saklı. Belki bir gün lazım olur diye ertelediğimiz anılarımızda, sırlarımızda saklı, kız arkadaşımızda saklı, evimizde saklı, odanızda saklı, suratlarda saklı...Belkide bu satırlarda saklı...

Yazan ve derleyen,
Eren Utku


Yazıyla İlgisiz Karikatür

Ordaydık ve Şimdi Burdayız...

15 Şubat 2009 Pazar

Sitenin tanımı olarak geçen bu söz bana ait değildir.Her ziyaretcinin sorduğu soruyu cevaplamak istedim :)

J.R.R. Tolkien'nin Hobbit adlı kitabını okuyupta etkisinde kalmayan yoktur tahminimce. Yüzüklerin Efendisi hastası olduğum için ve Hobbit kitabında geçen bu sözün gerçekten 300 sayfaya bedel olması bu sözü kullanmam için yetti.Kitabı okuyan herkeste bunu yazma sebebim hakkında küçük bir fikir oluşmuştur tahminimce.
Okumayanlara iste yapabilceğim bir şey yok. Şiddetle okumalarını tavsiye ederim :)


Yazan ve derleyen,
Eren Utku


Yazıyla İlgisiz Karikatür

Sabah oldu ve güneş doğdu...

11 Şubat 2009 Çarşamba

Bir Ağustos günü güneş yavaş yavaş tepeye en tepeye doğru çıkıyordu."O" gün ayın 20.ci günüyüdü.Takvim 1992 yılını gösteriyor, gün olarak ise perşembeyi. Sabah güneşin ilk ışıklarında beklenmedik birşey oldu ve bir annenin sancıları başladı. Anne daha öncede sancılandığı için hastanedeydi zaten, endişelencek birşey yokmuş gibi gözüküyordu...Ama annenin sancıları dinmek bilmedi, tek yol sezaryandı.Saat ilerlemişti ve ameliyat başlamıştı. Saat 11'e geliyordu. Doktorların bile beklemediği birşey oldu, annenin kalbi durdu. Çocuk hala içerdeydi. Saat 11.05 olduğunda çocuk dünyaya gelmiş ve ilk nefeslerini alıyordu.Üstelik götünede iyi bir şaplak yemişti...

Annesinin kalbi durmuştu ama doktorlar anneyi yaşama azmi sayesinde tekrar hayata döndürmüştü. Anne çocuğu kucağına aldı ve güzel bir öpücük verdi. Daha ilk doğduğu anda hayatının diğer yüzüne tanık olmuş nerdeyse annesini kaybediyordu... Artık o minik çocuk büyüdü ve 17 yaşlarına geldi ve böyle bir site açıp doğumunu sizlerle paylaşmak istedi ve belkide o öpücüğü hala hatırlıyordur :)

Bu yaşıma kadar yanımda olan biricik Anneme, kardeşim Ceren'e ve babama teşşekürü bir borç bilirim.

Beni seven ve yanımda olan arkadaşlarım sizleri çok öpüyorum eğer bir gün bu yazıyı okursanız yüzünüzde bir tebessüm olması dileğiyle sizleri kucaklıyorum :)

Yazan ve derleyen,
Eren Utku
Bu yazıda 1 kelime bile hayal ürünü değildir. Hepsi yaşanmıştır...



Yazıyla İlgisiz Karikatür